28 Aralık 2010
cermodern
Ankara'daki ilk modern sanat merkezi, CSO'nun hemen yanında açılmış da haberimiz yokmuş. Büyük bir eksiklik tamamlanmış Ankaramız için. Cermodern, Nisan ayına kadar Ziraat Bankası'nın Yüzyılın Sergisi'ne ev sahipliği yapacak. Sergide 20. yüzyıl Türk resim sanatının güzel örnekleri yer alıyor. Pazar günü gittik, gezdik. Müthiş eserler gördük. Siz de kaçırmayın derim ben. 1992 yılında Tandoğan Meydanı'ndan kaldırılan, 1924 tarihli "Su Perisi" heykeli merkezin bahçesine yerleştirilmiş. Görülesi ve sanatın içine tükürülmediği bir mekân...
15 Aralık 2010
dizin hazırlamak
Yayına hazırladığım Amsterdam kitabında sona yaklaşmış durumdayım. Geçen cumadan beri dizin bölümüyle uğraşıyorum. Ömür törpüsü bu dizin işi. İngilizcesinden çevir hoop ait olduğu harfe taşı; sonra aralarında alfabetik olarak sırala; başka kelimeye geç; bir daha baştan...
Aklıma Ferhan Şensoy'un Ferhangi Şeyler oyunundan bir sahne geldi. Bir sözcüğü ne kadar çok üst üste söylerseniz sözcük anlamsızlaşmaya başlıyor. Merdiven... Merdiven... Merdiven... Meerdiveen... Merrdiiveenn... Merrdi... Meerr.. Mmm...
Bu dizin işi beni dizdi!
Aklıma Ferhan Şensoy'un Ferhangi Şeyler oyunundan bir sahne geldi. Bir sözcüğü ne kadar çok üst üste söylerseniz sözcük anlamsızlaşmaya başlıyor. Merdiven... Merdiven... Merdiven... Meerdiveen... Merrdiiveenn... Merrdi... Meerr.. Mmm...
Bu dizin işi beni dizdi!
13 Aralık 2010
saçmalık
Dün Hürriyet gazetesinde okuduğum bir haber karşısında çok şaşırdım. Cuma akşamı 20.00 civarında Ankara Park Caddesi'ndeki restoranlarda Emniyet Çocuk Şubesi denetim yapmış. 18 yaşından küçük çocuklarıyla yemeğe çıkan aileler hakkında tutanak düzenlenmiş. Sebep 18 yaşından küçüklerin yanında ebeveynleri de olsa içkili yerlere girmeleri yasak olmasıymış. Alenen ortada işte demokratikleşiyoruz...! Sonumuz hayrola!!!
10 Aralık 2010
yayalara saygı
Ankara'nın dört bir yanında birkaç aydır kameralarla trafik kontrolleri yapılıyor. Kırmızı ışık ihlali, hıza filan bakıyorlar. Artık ana kavşaklarda sağa dönüşe izin verilmediği için zaten korkunç olan trafik iyice kabusa döndü. Meğerse sağa dönüşler trafiği çok rahatlatıyormuş. Ben kullandığım bazı kavşaklarda bunu çok yaşıyorum: Atakule kavşağı, Çankaya caddesi kavşağı, Yıldız kavşağı, Oran TRT kavşağı gibi. Şimdi insaf etmişler de Atakule kavşağında artık sağa dönüşler serbest.
Dolayısıyla artık yaya geçitlerindeki ışıklarda da denetim var. Eskiden yayaların üstüne arabalarını süren herkes kuzu kuzu yayalara yol veriyor. Taksi, dolmuş ve otobüs sürücüleri gördüğüm en centilmen sürücüler olmuş. Yurdum insanına böyle bir uygulama lazımmış. Para cezasıyla korkutup kafalarına vura vura yayalara saygıyı öğretmek gerekiyormuş. Dün kameraların olmadığı bir caddede bir anne ve çocuğuna karşıya geçmeleri için yol verdim. Arka arabadaki öküz kornaya basıp durdu. Sinirim tepeme çıktı, inip adama küfretmek geldi içimden. Zor tuttum kendimi. Kamera olsa yemezdi, o adam yol verirdi yayaya. Cezalarla korkutmakla iş bitmiyor. Yoksa öküz her zaman öküz!
Dolayısıyla artık yaya geçitlerindeki ışıklarda da denetim var. Eskiden yayaların üstüne arabalarını süren herkes kuzu kuzu yayalara yol veriyor. Taksi, dolmuş ve otobüs sürücüleri gördüğüm en centilmen sürücüler olmuş. Yurdum insanına böyle bir uygulama lazımmış. Para cezasıyla korkutup kafalarına vura vura yayalara saygıyı öğretmek gerekiyormuş. Dün kameraların olmadığı bir caddede bir anne ve çocuğuna karşıya geçmeleri için yol verdim. Arka arabadaki öküz kornaya basıp durdu. Sinirim tepeme çıktı, inip adama küfretmek geldi içimden. Zor tuttum kendimi. Kamera olsa yemezdi, o adam yol verirdi yayaya. Cezalarla korkutmakla iş bitmiyor. Yoksa öküz her zaman öküz!
23 Kasım 2010
Çanta
Bir çanta aldım geçen gün, deriden minik kahverengi bir çanta. Bugün elimi attım anahtar arıyorum içinde, bir kağıt parçası takıldı gözüme. Bir de baktım şu uzun prospektus kılıklı açıklamalardan. Ne yazar ki çanta için diye düşünürken bir de baktım ki inek derisinden olduğu yazıyor. İyi dedim gerçek deri imiş. Sonraki sayfayı çevirdim ki bir de ne göreyim! Hindistan'da üretilmiş. Hindistan mı? Bir an duraksadım.. Demek yemeye kıyamadıkları canım kutsal inekleri çanta yapıyorlar! :)
12 Kasım 2010
ince düşünmek
Yaklaşık 6 aydır, oturduğum binanın arka tarafında bir inşaat var. Bütün yaz gürültü patırtı içinde geçti. En nihayetinde inşaat sona yaklaştı. Dün evdeyken kapı çaldı. Takım elbiseli ciddi bir adam. Elinde Angora pastanesinden torbalar. "İlci İnşaat'tan geliyorum. Arka taraftaki inşaattı biz yapıyoruz. Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz. Bayramınız kutlu olsun." diyerek bir torba uzattı bana. Teşekkür edip ben de bayramlarını kutladım. İlk başta anlamadım. Torbanın içinde genel müdürlerinden aynı dilekleri ileten bir kart ve Angora'dan bir kutu çikolata vardı. O kadar hoşuma gitti ki bu kadar ince düşünmeleri. Çok zarif bir davranış ve bence kesinlikle Türkiye standartlarının üstünde. Yüzümde bir gülümseme gidip gelip ağzıma bir çikolata atıyorum.
Kız Arkadaşlar.....
Sıcak nemli bir günde evli genç bir kadın koltukta oturmus Ziyaretine gittiği annesiyle buzlu çay içiyordu. Hayat, evlilik, hayatın yüklediği sorumluluklar ve yetişkinliğin getirdiği yükümlülükler hakkında konuşurlarken, anne bardağındaki buzları düşünceli bir şekilde birbirine tokuşturdu ve dönüp kızına ciddi bir bakış attı. "Kız arkadaşlarını unutma" diye tavsiyede bulundu, çay yapraklarını bardağın dibine doğru daldırarak "Yaşın ilerledikçe senin için daha önemli olacaklar, kocanı sevsen de, çocuklarını ne kadar çok sevsen de önemi yok, yine de kız arkadaşlarına ihtiyaç duyacaksın. Onlarla şu anda ve daha sonar bir yerlere gitmeyi ihmal etme, onlarla birşeyler yap ve kız arkadaşlarını hatırla onlar sadece arkadaşların değil, senin kardeşlerin, kızların ve diğer akrabaların aynı zamanda. Diğer kadınlara ihtiyaç duyacaksın" dedi. "Ne kadar komik bir öğüt" diye düşündü genç kadın. "Daha yeni evlenmedim mi ? Çift dünyasına yeni katılmadım mı? Artık ben evli kadınım. Tanrı aşkına, yetişkin bir kadınım, kız arkadaşlarına ihtiyaç duyan bir genç kız değilim. Eminim ki kocama ve aileme hayatımı harcamak, ihtiyaç duyduğum tek şey olacak"Ama annesini dinledi ; kız arkadaşlarıyla iletişim kurmaya devam etti ve her geçen yıl buna daha çok vakit ayırdı. Yıllar geçtikçe , annesinin kendisine dediklerinin ne anlama geldiğini , bildiğini anladı Zaman ve koşullar değiştikçe ve kadın üzerindeki gizemini göstermeye başladıkça, kız arkadaşları, kendi hayatının başlıca dayanağı oldu. Bu dünyada yıllarca yaşadıktan sonra işte öğrediğim şey:
Zaman geçiyor...
Hayat akıyor...
Mesafe ayırıyor...
Çocuklar büyüyüyor...
Aşk büyüyor ve azalıyor.Kalpler kırılıyor...
Kariyerler son buluyor...
İşler geliyor ve gidiyor...
Ebeveynler ölüyor...
Erkekler arayacaklarını söyleyip aramıyor...
Ama kız arkadaşlar hep oradalar, aranızda ne kadar zaman ve kaç km olduğu önemli değil. Bir kız arkadaş, hiçbir zaman ona ihtiyaç duyduğunuzdan daha uzak değildir. Yalnızlık vadisinde , yalnız ve kendiniz için yürümeniz gerektiğinde ,kız arkadaşlanız vadinin kenarında sizi alkışlayarak, sizin için dua ederek, sizi çekerek, vadinin sonunda kollarını açarak sizi bekliyor olacak.Bazen kuralları çiğneyecek ve yanında yürüyecek, ya da içeri gelecek ve seni dışarı taşıyacak...
Kadınlık denen bu maceraya başladığımız zaman, önümüzde uzanan bu inanılmaz sevinçler ve kederler hakkında hiçbir fikrimiz yoktu, birbirimize ne kadar ihtiyaç duyduğumuz hakkında olmadığı gibi. Hergün hala birbirimize ihtiyaç duyuyoruz….
Sizleri seviyorummmmm kıslarrrrrrrrrrrrrrrrr :))))
Zaman geçiyor...
Hayat akıyor...
Mesafe ayırıyor...
Çocuklar büyüyüyor...
Aşk büyüyor ve azalıyor.Kalpler kırılıyor...
Kariyerler son buluyor...
İşler geliyor ve gidiyor...
Ebeveynler ölüyor...
Erkekler arayacaklarını söyleyip aramıyor...
Ama kız arkadaşlar hep oradalar, aranızda ne kadar zaman ve kaç km olduğu önemli değil. Bir kız arkadaş, hiçbir zaman ona ihtiyaç duyduğunuzdan daha uzak değildir. Yalnızlık vadisinde , yalnız ve kendiniz için yürümeniz gerektiğinde ,kız arkadaşlanız vadinin kenarında sizi alkışlayarak, sizin için dua ederek, sizi çekerek, vadinin sonunda kollarını açarak sizi bekliyor olacak.Bazen kuralları çiğneyecek ve yanında yürüyecek, ya da içeri gelecek ve seni dışarı taşıyacak...
Kadınlık denen bu maceraya başladığımız zaman, önümüzde uzanan bu inanılmaz sevinçler ve kederler hakkında hiçbir fikrimiz yoktu, birbirimize ne kadar ihtiyaç duyduğumuz hakkında olmadığı gibi. Hergün hala birbirimize ihtiyaç duyuyoruz….
Sizleri seviyorummmmm kıslarrrrrrrrrrrrrrrrr :))))
10 Kasım 2010
Atam izindeyiz...
Düşünceliyim bugün. Saat 09.05'de gözyaşlarımı tutamadım. İçim acıdı. Atatürk'ün düşlediği 2010 yılı Türkiye'si böyle miydi? İleri mi gidiyoruz geri mi? Gençliğe hitabe aklıma geldi. Boğazım düğümlendi. Soruyorum kendime "Neden?" diye. Akılcı bir cevap bulamıyorum.
İç sesler başlıyor. Atam emanetini ilelebet koruyacağız. Sen rahat uyu. Gericiliği çağdaşlıkla, karanlığı aydınlıkla bastırcağız.
Evet Atam izindeyiz...
6 Kasım 2010
cumartesi
Günaydın kızlar... Sizin mail haberleşme ağınıza adapte olamayan benim (namı diğer mail özürlü) ne kadar çok yazasım varmış meğer. :)
Normalde cumartesileri çalışmıyorum. Ama bu kitabı yetiştirmek için bu iki hafta çalışacağım gibi görünüyor. Bayram tatilinde kendime zaman ayırabilmem için biraz ilerleme kaydetmem lazım. Bayramda Ankara'da mısınız kızlar? Belki şu sesi soluğu çıkmayan arkadaşımız da İstanbul'dan gelir. Bayramda buradaysanız bir akşam pizza eşliğinde Wii gecesi yapalım derim. Ne dersiniz?
Bugün Pınar da yok büroda. Harcayamadığım kelimeler içimde biriktikçe daha da yazarım. :)
Hepiniz güzel bir hafta sonu geçirirsiniz umarım...
Normalde cumartesileri çalışmıyorum. Ama bu kitabı yetiştirmek için bu iki hafta çalışacağım gibi görünüyor. Bayram tatilinde kendime zaman ayırabilmem için biraz ilerleme kaydetmem lazım. Bayramda Ankara'da mısınız kızlar? Belki şu sesi soluğu çıkmayan arkadaşımız da İstanbul'dan gelir. Bayramda buradaysanız bir akşam pizza eşliğinde Wii gecesi yapalım derim. Ne dersiniz?
Bugün Pınar da yok büroda. Harcayamadığım kelimeler içimde biriktikçe daha da yazarım. :)
Hepiniz güzel bir hafta sonu geçirirsiniz umarım...
5 Kasım 2010
hava kirliliği
Birkaç gündür işe gelirken fark ediyorum hava kirliliğini. Protokol yolundan aşağı inerken Ankara'nın üstüne çökmüş pus görünüyor. İş çıkış saatlerinde Kızılay'da nefes alınmıyor. İğrenç bir is, kurum kokusu... buna karma karışık trafiği de ekleyince çekilmez oluyor!
İnsanoğlu olarak içine ettik dünyanın. Yer, gök şaşırdı. Mevsimler şaşırdı. Nerede benim kış aylarım? Kasım ayında 20 derece mi olurmuş hava. Soğuk havada kar ayağımın altında hışır hışır etsin istiyorum; temiz hava istiyorum. Nefes alayım da mutlu olayım istiyorum... Çok mu istiyorum?
İnsanoğlu olarak içine ettik dünyanın. Yer, gök şaşırdı. Mevsimler şaşırdı. Nerede benim kış aylarım? Kasım ayında 20 derece mi olurmuş hava. Soğuk havada kar ayağımın altında hışır hışır etsin istiyorum; temiz hava istiyorum. Nefes alayım da mutlu olayım istiyorum... Çok mu istiyorum?
oleyyyy...
Mügecim de geldi aramıza. Şimdi bir eksiğimiz kaldı fantastik dörtlünün tamamlanmasına :) Her ne kadar sık sık görüşemesek de kopmayan güzel bir ilişkimiz var. Müge'nin de dediği gibi arkadaş ötesi bu durum. Kardeşlik gibi. Hepinizin yeri ayrı... Paylaşımlarımız burada daha da artarak büyür. Sizi çok seviyorum kızlar...
çağ sen süpersin :))))
Günaydın canlarım benimmm
işte dördümüze ait yıllar sonra bir ilk...
bende bu ilke bir katkıda bulunayım istedim uzun zamandır yazamadım çünkü daha keşfedememiştim... ama dün çağcığımın bir e-postasıyla bloga yazı yazmayı keşfettim .
Burcu gibi bende seni ayakta alkışlıyorum :)))
İnsan hayatına zaman zaman ve hatta her zaman birileri girer arkadaş diye ama dediğim gibi sadece arkadaş... artık arkadaşlık boyutunu geçti bizim paylaşımlarımız... çocukluk, genç kızlığa ilk adımlar, ilk içkiler :)), ilk sigaralar, ilk aşklar ve daha sayamıyacağım bir sürü İLK leri beraber yaşadık... yaşamayada devam edeceğiz çünkü bizler artık birbirimizden istesekte kopamıyacak kardeşleriz...
hepinizi çok seviyorum
Müge
işte dördümüze ait yıllar sonra bir ilk...
bende bu ilke bir katkıda bulunayım istedim uzun zamandır yazamadım çünkü daha keşfedememiştim... ama dün çağcığımın bir e-postasıyla bloga yazı yazmayı keşfettim .
Burcu gibi bende seni ayakta alkışlıyorum :)))
İnsan hayatına zaman zaman ve hatta her zaman birileri girer arkadaş diye ama dediğim gibi sadece arkadaş... artık arkadaşlık boyutunu geçti bizim paylaşımlarımız... çocukluk, genç kızlığa ilk adımlar, ilk içkiler :)), ilk sigaralar, ilk aşklar ve daha sayamıyacağım bir sürü İLK leri beraber yaşadık... yaşamayada devam edeceğiz çünkü bizler artık birbirimizden istesekte kopamıyacak kardeşleriz...
hepinizi çok seviyorum
Müge
3 Kasım 2010
yazmak ya da yazmamak
Yazmak ya da yazmamak? İşte bütün mesele bu!
Nerede bizim kızlar? Yalnız kaldı bu blog. Hadi bakalım pamuk parmaklar klavyeye. Tıp bozuldu! Artık konuşma zamanı... :) Kendi kendine konuşanlara deli demezler mi? Kim deli? Ben mi?
Dipnot: Eğer bu sessizlik devam ederse daha fazla saçmalama potansiyelim mevcuttur. Bu hakkımı saklı tutarım.
Nerede bizim kızlar? Yalnız kaldı bu blog. Hadi bakalım pamuk parmaklar klavyeye. Tıp bozuldu! Artık konuşma zamanı... :) Kendi kendine konuşanlara deli demezler mi? Kim deli? Ben mi?
Dipnot: Eğer bu sessizlik devam ederse daha fazla saçmalama potansiyelim mevcuttur. Bu hakkımı saklı tutarım.
1 Kasım 2010
şemsiye
Perşembe günü çok yağmur yağdı Ankara'da. Yurdumun girişimci insanları her köşede bir işporta şemsiye satıcısı, 5 lira 5 lira ıslanma abla sesleri. Bir şemsiye edindim ama edinmesem daha mı iyi di bilemedim. Şemsiyeyi açıp yürümeye başladığımda bir baktım ki bir süper mario cinsi bilgisayar oyununa düşmüş gibiyim. Yolda yürüyen insanlar için şemsiyeleri hızlıca birbirine çarpmak çarpı 2 puan kazandırıyor. Aynı kişi iki kez aynı şemsiyeye çarpabilirse çarpı 4. Darbe alanların ise can puanları düşüyor. Hoplama, zıplama, sekme, yana kayma gibi mariovari teknikler denesem de bir canı kaybettim ilk dakikada. Yanyana yürüyen üçlü bir arkadaş grubundan aldığım darbeyle gitti ikinci can da. Millet de level atladı. Arabaya vardığımda bu oyunda bitap düşmüştüm ama ıslanmamıştım!
27 Ekim 2010
bu blogun hikayesi
Her şeyin bir sebebi var.. buna daha da inandım bugün.
Bu blog fikrinin nereden çıktığını biraz hafızamı zorlayıp, hayal gücümle süsleyerek size anlatmaya çalışayım..
Aslında her şey bir saçma sms ile başladı.. gecenin bir vakti gelen bu sms'i herhalde içinde bulunduğum ruh halinden olsa gerek üçünüze de yollamak istedim. Hiç de huyum değildir ha ! Yok para getirir, aşkını artırır vs. palavralara karnım toktur ama bir şey dürttü ne hikmetse. Güldüm geçtim. Zaten gecenin 12'si olmasından mütevellit, kimsenin beni ciddiye alacağını da ummamıştım.
Sabah oldu, hayır oldu, baktım cebime bir mesaj geldi. Çağla'dan. Oturmuş o şapşal sms'te geçen iddiayı araştırmış ve asılsız olduğunu kanıtlamak için bana örnekleri ile dolu bir sms atmış. Rahatsızlık parayla değil tabi. Bir gülme tuttu beni, hemen sarıldım telefona. Konuşunca tabi bir anda özlem depreşti. Bunun üzerine akşam için hemen bir plan yapıldı tabi. O gece üçümüz balık ve şarap eşilğinde dördüncümüzün kulaklarını çınlata çınlata sohbet ettik. Ama ne sohbet. Her konu açıldı o gece. Biri de bu blog konusuydu. Meğer herkesin içinde bir yazma dürtüsü varmış da haberimiz yokmuş !
Sibel'in doğumgününün olduğu haftaydı o hafta.. Demek daha zamanı varmış ki bu haftayı beklemişiz. Dün pat diye bir anda elektronik ortamda iletişim özürlü Çağla'dan ben bu e posta adresini kullanıyorum artık buradan beni de yazışmalarınıza dahil edin diye bir mesaj gelince diğer üçlü sevinçten tavan yaptı tabi ve anında olayın bokunu çıkardık.
İnanmayacaksınız ama 26.10.2010'da saat 19.27'de atılan bu e postanın üzerine tamı tamına 18 tane e posta yazılmış ve 24 saatten kısa bir süre içinde 27.10.2010 saat 17.31'de bu bloga hayat vermiş olduk. Herhalde dördümüzün hayatında aldığı ve uyguladığı en hızlı karar oldu bu !
Çok uzun zamandır kopuk hayatlarımıza rağmen bu kadar yakın olduğumuzu hissetmemiştim. Buraya yazmak ve HER anında üçünüzü anmak günümün en keyifli anı oldu. Sizi çok seviyorum. İyi ki yarattık bu blogu.
Doğumgünü KUTLU OLSUN !
ilk...
Ne yapsam ilk yazıyı mı yazsam? Bu blog'a bir başlangıç yapsam, bütün gün yorulup kocaman olmuş beynimi bir kenara koysam kelimeler döküldükçe hafiflesem... Güzel dostlarım da yazsa... Kaynatsak... Paylaşsak... Ve bununla mutlu olsak...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


